Рахми Туна

(Источник фото: http://www.kafdav.org.tr.)

Об авторе

Туна Рахми
Адвокат, юрист из Стамбула, исследователь махаджирства народов Кавказа, общественный деятель черкесской диаспоры, не раз принимал участие в Конгрессах Международной черкесской ассоциации, проходивших в Краснодаре, Нальчике, Стамбуле, Майкопе. Из адыгского рода Тумовых, в свое время, когда в Турции существовало неукоснительное требование ко всем представителям национальных меньшинств использовать только турецкие фамилии, он пошел на маленькую хитрость, заменив в родной фамилии только одну букву – так Рахми Тума стал Рахми Туна.





Av. Rahmi Tuna / Рахми Туна

Abhazya devlet midir? / Государство ли Абхазия?

Av. Rahmi Tuna. Abhazya devlet midir? / Рахми Туна. Государство ли Абхазия? (обложка)

Istanbul / Стамбул, 1998

30 с.

На турецком языке

Скачать брошюру "Abhazya devlet midir?" в формате PDF
(6,88 Мб)

(PDF – Абхазская интернет-библиотека.)


HTML-версия:

Av. Rahmi Tuna

ABHAZYA DEVLET MİDİR?


Abhazya, egemenliğini ilan edince Gürcistan’la savaşmak  zorunda kaldı. İki tarafında çok ciddi asker ve sivil kayıp vermesine neden  olan bu savaşı sonunda ABHAZ tarafı kazandı. Gürcü askeri ve sivil  kuvvetlerinin tamamı, hatta Abhazya’da yaşayan Gürcüler’in tamamına yakını  Abhazya’yı terketmek zorunda kaldı. Şimdi, savaş kazanılalı 5 yıl oldu.  Taraflar sürekli olarak Abhazya’nın gelecekteki statüsünün ne olacağı konusunda  görüşmeler yapıyorlar. Ancak açıkça ifade etmek gerekirse, şu tarihe kadar  tarafların varabildikleri bir sonuçda söz konusu değildir. Olumsuz gözüken bu  durumun sebebi ise Gürcü yönetiminin Abhazya tarafına herhangi bir hak tanımak  istememesi, Abhazya’yı bir anlamda aç bırakarak anlaşma imzalamaya zorlaması.  Ki bunun için de ciddi uluslararası destek sağlıyabiliyor. (Bu duruma canlı  örnek olarak Abhazya üzerindeki ambargo gösterilebilir). Buna karşılık Abhazya  tarafının da kazanmış olduğu hukuki ve fiili durumdan taviz vermek istememesi  gösterilebilir. Bu nedenlerden dolayı kanımca Abhazya ufuklarında barış henüz  gözükmüyor.

Taraflar arasındaki durumu böylece tesbit ettikten sonra ana  sorumuza dönebiliriz. Gerçekten ABHAZYA DEVLET MİDİR? Başka bir ifade ile  ABHAZYA DEVLETLEŞMİŞ MİDİR?

Savaşın bitimiyle başlayan barış görüşmeleri sürecinde,  kamuoyumuzun hep merak edip en çok sorduğu yukarıdaki sorulardır. Hemen ifade  edelim ki, bu sorulara da herkes kendi gönlünce cevap vermektedir. Ancak durum  böyle gönül isteğine göre geçiştirilecek bir karakter göstermiyor. Ulusal veya  uluslararası resmi kuruluşlara, siviltoplum örgütlerine, kendi kamuoyumuza ve  diğer devletlere karşı ABHAZYA sorununun savunması yapılırken yukarıdaki  soruların ve cevaplarının gerçek yönleri ile bilinmesinin zarüreti açıkça  ortadadır. Bu düşüncelerle, bu yazıda Abhazya’nın Hukuksal Statüsünü, Devlet  olup olmadığını, devletleşme sürecini irdeliyerek bir sonuca ulaşmaya  çalışacağız. Sorunu, ABHAZYA açısından analiz etmeden önce, genel olarak  devletin ne olduğu, ne gibi yapılanma gösterdiği ve bir kuruluşa ne zaman  devlet denildiğini, bunun için hangi koşulların olması gerektiği gibi konuları  kısaca belirtmek istiyorum. Zira bunlar bilinmeden ABHAZYA’nın analizini doğru  olarak yapmak mümkün değildir.

Devletin tarifi ile ilgili olarak yapılan tartışmaları bu yazı  çerçevesinde tartışmaya imkanımız yoktur. Bir tarafta klasik görüşçüler vardır.  Diğer tarafta devleti Marksist görüşe göre tarif edenler vardır. İki görüşün  arasında Realist bir tutum izleyenler vardır. Ben bu tartışmalara girmeden Pr.  Alu Fuat Başgil’in sanırım her görüşte olanları kısmen tatmin eden tarifini  aynen almak istiyorum. Rahmetli Hoca’ya göre DEVLET: “Devletler belirli bir ülke üzerinde, hükümetle temsil  olunan, üstün ve merkezi bir otoritenin hükmü ve gözcülüğü altında, belirli  hukuki ve otonom bir nizama bağlı olarak yaşayan insanlardan oluşan siyasi ve  en geniş birliktir”.

Yine bir tarife göre devlet: İnsanların toplum yaşamında  başvurdukları bir örgütlenme biçimidir. Bir aile, bir dernek, bir sendika gibi. Böylece, devlet herşeyden önce sosyal bir gerçeklik, her  sosyal gerçeklik gibi de tarihsel bir gerçekliktir.

Devleti öteki sosyal kurumlardan ayıran, örgütün hacmi ve  örgütün sahip olduğu tekel iktidar, tekel ordu ve tekel polis gücüdür. 1933 İmzalanmış olan devletlerin hakları ve ödevleri  hakkındaki Montevideo sözleşmesinde, Devletler Hukuku kişisi olarak devleti a)  daimi bir nüfus, b) belirli bir ülkesi, c) hükümeti, ç) diğer devletlerle  ilişkiye yetkisi olan bir kuruluştur” diye tarif edilmiştir.

Devletlerin tarihsel süreç açerisinde yapıları, biçimleri ve  oluşum tarzları çok değişmiştir. Bu anlamda devletin tarifi de çok çeşitli tarzlarda yapılmıştır. Devlet sanki toplumun üstünde, toplumu düzenleyen bir  güç olarak algılandığı gibi , devleti sınıf hegemonyasının bir sonucu olarak  değerlendiren görüşlerde olmuştur. Nevar ki nasıl tarif edilirse edilsin, nasıl  algılanırsa algılansın, bir topluluğun devlet olarak tanımlanabilmesi için  mutlaka aşağıdaki unsurlara sahip ollması zorunludur.

Bu unsurlara sahip olmayan bir topluluk, ne kadar çok  kalabalık olursa olsun Devlet olarak nitelendirilemez. Aksine, bu unsurlara  sahip olan bir topluluk da ne kadar az nüfuslu ve küçük olursa olsun Devletler  Hukuku bakımından DEVLET sayılır. Şimdi bu unsurlara tek tek kısaca değinmeye  çalışalım.
A) NÜFUS UNSURU
B) ÜLKE UNSURU
C) HÜKÜMET UNSURU
Ç) EGEMENLİK UNSURU

Bu şartlar arasında C ve Ç bentleri esasen iç içe olup biri  olmadan diğerinin olması mümkün değildir.

NÜFUS UNSURU: Bir topluluğun, devlet seviyesinde  örgütlenebilmesi için herşeyden önce belirli bir toprak parçasında oturan  sürekli bir nüfusa sahip olması gerekmektedir. Bunun anlamı şudur; bir göçer  kitlesi çok nüfusa sahip olsada devamlı oturmadıkları bir arazi parçasında  devlet kurma hakkına sahip olamazlar. Gerekli olan nüfus az da olabilir çok da.  Bu devlet olmaya mani değildir. Ancak, o nüfus kitlesinin sürekli olarak devlet  kurmak istedikleri topraklarda oturmuş olmaları ve halen oturmaya devam  etmeleri gerekmektedir. Yani ülke kara parçasında devlete vatandaşlık bağı ile  bağlı olan nüfusun varolması gerekmektedir. Ayrıca şunu da hemen  vurgulamalıyız. Devletler hukuku bakımından gerekli olan nüfus sayısı,  bakımından bir sayı söz konusu değildir. Nevar ki bu sayının en azından bir  ekonomik pazarı oluşturabilmesi, egemenlik erkini kullanabilecek seviyede  olması lazımdır. Kısaca hem nitelik, hem de nicelik bakımından yeterli bir  insan kitlesinin bulunması lazımdır. Önemli olan bu nüfusun vatandaşlık bağı  ile devlete bağlı olan insanlardan oluşmasıdır. örnek Liechtenstein Nüfusu  10-15 bin civarındadır.

ÜLKE UNSURU: Devletin oluşabilmesi için, zorunlu olarak var  olması gereken ikinci unsur ÜLKE unsurudur. Ülke genel anlamda sınırları  belirgin olan bir arazidir. Ancak o arazinin bir takım özelliklerle ayrılmış  olması gerekir. Yani tüm uluslara ait olan kara, deniz ve hava sahalarından  belirli çizgilerle sınırlandırılmış olmalıdır. Bu çizgiler arasında kalan ülke,  devletin egemen olduğu bir sahayı teşkil ediyor olması lazımdır. Nüfus için  söylediğimiz gibi bu sahanın küçük veya büyük olması önemli değildir. Ancak  üzerinde hak iddia edilen bir yerin, iddia edenler tarafından ülke olarak  kazınılmış olması ve egemenlik haklarının uygulanabilmesi gerekmektedir.  Aksi takdir o ülke devlet kurmaya yeterli  olmayacaktır.

ÜLKENİN KAZILMASI:

1- DEVİR: Bir devletin, belirli bir ülke parçası üzerindeki  egemenlik hakkından başka bir devlet lehine olmak üzere anlaşma ile  vazgeçmesidir. Örneğin I. Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya ve Osmanlı  İmparatorluğu’ndan ayrılıp Milletler Cemiyeti’nin manda rejimine giren ülkeler  buna örnektir.

2- İŞGAL: İşgal, bir ülkenin sahipsiz olması durumunda bir  diğer devlet tarafından egemenliğini kurmak ve sahip olmak niyet ve iradesiyle  sahiplenmesi el koymasıdır. Günümüzde bu yolla ülke elde etmenin hemen hemen  imkanı kalmamıştır.

3- KAZANDIRI ZAMAN AŞIMI: Acaba, kazandırıcı zaman aşımı ile  ülke elde edilebilir mi? Bu soru çok ilginç, ilginç olduğu kadar da  yanıtlanması zor olan bir sorudur. Bu tabirin anlamı şudur. Bir devletin  egemenliğinde, veya bütün milletlerin ortak egemenliğinde bulunan bir ülke  parçasının bir diğer ülke tarafından uluslararası hukuka aykırı olarak  elkonulması, kendi egemenlik alanına katılmasıdır. Bu şekilde, uzun zaman  tasarruf edilmesine karşılık esas hak sahibi olan ülke veya milletler cemiyeti,  bu haksız elkoymaya ses çıkartmazlar veya zımnen o elkoymayı kabul ederlerse, o  ülke parçası elkoymuş olan ülkenin egemenlik alanına girmiş sayılır. Ancak  burada başlangıçta hukuka aykırı olan durumu uygun hale getiren olay, yukarıda  ifade ettiğimiz sessiz kalma veya zımnen tanıma olayıdır. Bunun için de, iç  hukuktakinden farklı olarak burada süre söz konusu olamaz. Bu vesile ile  toplumumuzda çok dile getirilen bir temenniye de değinmek istiyorum. Hep  söylenir şu 5 yıl bir geçse. Beş yıllık bir zamanın geçmiş olması bir ülkenin  doğumuna neden olamayacağı gibi, geçmemiş olması da o ülkenin doğmuş olmasına  engel teşkil etmez. Ancak bir konuyu iyice anlamak gerekir. Ülke kazanma  açısından Abhazya’nın durumu buna girmiyor. Bu konuya ilerde değineceğim.

4- KATILMA: Bir devletin egemenlik alanına tabi olan ülkenin  doğal olaylar nedeniyle genişlemesi gibi. Örneğin karasularda bir adanın ortaya  çıkması, akarsuların toprak getirmesi gibi.

5- FETİH: Bugün uluslararası hukukda kuvvet kullanılarak bir  ülkenin ele geçirilmesi mümkün değildir. Daha önce bu ilkeye dayanılarak  ülkeler feth edilmiştir. Bunların dışında bir devletin uğradığı değişiklikler  sonucu yeni bir devletin doğması da sözkonusudur. Örneğin Türkiye  Cumhuriyeti’nin doğuşu gibi.

EGEMENLİK UNSURU: Bu unsura hükümet unsuru ile birlikte  değineceğiz. Doktrinde bu durum, egemenlik ve bağımsızlık ilkeleri şeklinde  ikiye ayrılarak incelenmektedir. Şimdiye kadar açıkladığımız hususlar, bir devletin oluşması  için yeterli değildir. Bunlarla birlikte ve bunlara ilave kurucu unsur olarak egemenliğin  var olması şarttır. Egemenlik unsuru yoksa nüfusta olsa, ülke de olsa devlet  yok demektir. Zira biz devleti tarif ederken demiştik ki, devletler belirli bir  ülke üzerinde, HÜKÜMETLE TEMSİL EDİLEN ÜSTÜN VE MERKEZİ BİR OTORİTENİN  GÖZCÜLÜĞÜ ALTINDA HUKUKİ ve OTONOM BİR NİZAMA BAĞLI…. siyasi ve en geniş bir  birliktir. Bu tarifi gözönünde bulundurarak EGEMENLİĞİ: Kesin ve her çeşit  denetimin dışında kalan bir iktidar, yani kesin ve üstün bir iktidar,  denetimsiz bir iktidar olarak nitelendirilebiliriz. Bu tarz da tarif edilen bir  iktidarın iki yönü vardır.

A- İÇ HUKUK BAKIMINDAN: (Hükümet etme, İMPERİUM HAKKI)
B- DEVLETLERARASI HUKUK’ta. BAĞIMSIZLIK

A) İç hukuk bakımından bir iktidarın oluşabilmesi şu  koşullara bağlanmıştır. Öyleki bu koşullar 200 yıldan beri klasik olarak  sürekli işlenmekte ve istenmektedir. Bu koşulları taşımayan veya bu erkleri  kullanamayan siyasi topluluklar da devlet olarak kabul edilmemektedir.

1- YASAMA ERKİ veya FONKSİYONU: Bu erk, o devletin başka  hiçbir iradeye tabi olmadan, başka bir iradeden izin almadan, kendi toplumu  için lazım olan kanunları yapabilme yetkisidir. Kanun koyabilme iradesi,  devletlerin kaynakları ve oluşum biçimlerine göre tarihsel süreç içerisinde  değişiklik göstermişlerdir. Örneğin Teokratik devletlerde yasa koyucu Tanrı  olduğu gibi, daha sonra köleci imparatorluklarda Kral, Padişah vs. olmuştur.  Demokratik toplumlarda ise kanun koyucu halktır, halk kanun koyacak olan yasama  erkini kendi iradesiyle seçmiş olduğu temsilcileri vasıtasıyla kullanır.

2- YÜRÜTME ERKİ: İç hukuk bakımından üstün iktidarın var  olabilmesi için, bu üstün iktidar tarafından yapılmış olan yasaların, yine bu  üstün irade tarafından uygulanabilmesi gerekmektedir. Bu erk yoksa hükümet etme  iktidarı yok demektir. Örneğin, devlet yasa ile vergi koyar. Ancak bu vergiyi  de tahsil edebilmelidir.

3- YARGILAMA ERKİ: Üstün iktidarı simgeleyen üçüncü erk  yargılama yetkisidir. İç hukuk bakımından bir topluluğun devlet olarak  nitelendirilebilmesi için bu üç fonksiyonun yerine getirilebilmesi gerekmektedir.  Nevar ki  ulaştığımız çağdaş dünyada  klasik olarak kabül edilen bu Erk’lerin kesin olarak varolabilmesi artık mümkün  gözükmemektedir. Zira devletler kendi iradeleri ile kendi iktidarlarını  sınırlayan uluslararası üstün hukuk normlarını kabul etmişlerdir. O nedenledir  ki, hiçbir devlet bugün için iktidarını tam olarak kullanma yetkisine sahip  değildir. Bu durum, iç hukukta olduğu gibi uluslararası hukukta da böyledir.  Bunun içindir ki, klasik anlamda tam bağımsızlık da artık sözkonusu değildir.  Bunu düşünen birçok yazar artık egemenlik kavramının devletin oluşması için  zaruri bir unsur olmadığını savunmaktadırlar. Bağımsızlık açısından bizi ençok  ilgilendiren ve kamuoyumuzca çok sık sorulan TANIMA konusunu ayrı bir paragraf  halinde incelemeyi faydalı buldum.
Buraya kadar incelediğimiz unsurları içermek üzere ortaya  çıkmış olan devlet şekillerini bir tablo halinde sunmayı konunun anlaşılması  bakımından zorunlu buldum.

DEVLET ŞEKİLLERİ

Devletlerin Yapıları (Bünyeleri)                          Devletlerin Bağımsızlık                                               Bakımından Ayrımı                                           Bakımından Ayrımı DEVLET                                                 DEVLET

Basit Devlet                            Mürekkep                  Bağımsız                        Bağımsızlığı Kısıtlı (Üniter Devlet  )                         Devlet                       Devlet                             Devletler

1- Kişisel  Birlik                                         1- Himaye Devlet               2- Gerçek Birlik                                      2- Tabii  Devlet               3-  Konfederasyon                                  3- Sürekli  Tarafsız D.               4- Federasyon                                       4-  Manda Altındaki D.               5- Su generiz  Topluluklar

* Bu ayırımlar Milletlerarası Hukuk bakımından yapılmıştır. Egemenliğin devletler hukuku açısından açıklamasını yapmadan  önce bir kavramı konumuzu ilgilendirmesi bakımından açıklamayı gerekli gördüm.  Bu kavram da tabloda görüldüğü gibi Basit Devlet veya Üniter Devlet kavramıdır.

BASİT DEVLET (ÜNİTER DEVLET)

Yukarıda Devletleri yapıları bakımından ayrıma tabi tutan  tabloyu gösterirken, Devletleri Basit Devlet (Üniter Devlet) ve Mürekkep Devlet  (Berleşik Devlet) şeklinde ikiye ayrıldığını görmüştük. Bu toplodan da açıkça  anlaşılacağı gibi, Basit Devlet; devlet iktidarının birlik gösterdiği, devlet  otoritesinin tek olduğu devlet şeklidir. Bu tür devletlerde, devlet ülkesi  üzerinde kesin bir hukuk ve kanun birliği vardır. Yani basit devlette siyasal  iktidar tektir. Biribirine paralel olarak kullanılan veya hiyerarşi şeklinde  sıralanan birden fazla iktidar yoktur.

Basit Devlette yerinden yönetim esası benimsenmiş olsa bile,  hatta yerinden yönetim çok güçlendirilmiş olsa bile, bu durum siyasal iktidarın  tekliğine halel getirmez. Zira burada hukuk ve kanun tekliği söz konusudur.  İzah ettiğimiz bu konular tamamen iç hukuk açısındandır. Bunun da iyi bilinmesi  lazımdır. Bu durumda şu soruların akla gelmesi sözkonusudur. Ülke içinde,  hiyerarşik üstünlüğü olsa bile farklı anayasası, farklı yasama ve yürütme  organları olan bir siyasi yapılanma birimin olması durumunda veya devletin  biribirine eşit olan yönetim birimlerine ayrılması durumunda, kısaca ülke  içinde ayrı özerk idarenin bulunması veya bir federasyonun var olması  durumunda, Basit Devletten yani Üniter Devletten bahsedilebilir mi? Devletler  hukuku doktrini buna kesinlikle olumsuz olarak yanıt vermektedir. Çünkü  yukarıda da ifade ettiğim gibi, hiyerarşik sıralamada olsa, ülke üzerinde hukuk  ve kanun tekliği ortadan kalkmaktadır. Bu konuya Abhazya’daki durumu incelerken  tekrar döneceğim. Basit devlete örnekler; Türkiye, Yunanistan, İtalya, Yaponya  vs. gösterilebilir.

B) DEVLETLER HUKUKU BAKIMINDAN EGEMENLİK ERKİ:
Devleti oluşması için gereken unsurları, egemenlik erkinin  iç hukuktaki yansıması bakımından inceleyerek devlet şekillerini kısaca tablo  halinde verdikten sonra egemenlik erkinin devletler hukukunu ilgilendiren  bağımsızlık yönüne kısaca temas etmek istiyoruz.

Bağımsızlık unsuru eski zamanlardan beri devletin  varolabilmesi için gerekli sayılan bir faktördür. Zira bütün unsurları taşısa  bile bir siyasi topluluk diğer devletlere karşı bağımsız olmadıkça devlet  olarak nitelendirilememektedir. Bu bakımdan devletler hukukunda geçerli olan  doktrinler bağımsızlığı ciddi ve önemli bir şekilde ele almaktadırlar. Daha  önceki dönemlerde bağımsızlık açısından tam bağımsızlık ilkesi genel olarak  benimsenirken günümüzde tam bağımsızlık ilkesi artık hiçbir şekilde geçerli  sayılmamaktadır. Hatta bu düşünceler o kadar ileri götürülmüş ve devletleri  bağlayan uluslararası hukuk kuralları iç hukukları o kadar etki altına almıştır  ki, bugün bir devletin bağımsızlığından söz etmenin imkanı bile kalmamıştır.  Örneğin; yasama erki gibi, yargılama erki gibi iç hukukta egemenliğin belirtisi  olan unsurlar artık uluslararası kuruluşlar ve yargılama mercileriyle hemen  hemen ortadan kaldırılmıştır. Ayrıca bu konuda bir olayın daha altını çizmek  gerekmektedir. Ülkeler siyasal olarak egemenlik haklarını kısmen ellerinde  tutmuş olsalar bile ekonomik gelişim ve ekonomik düzenlemelerle bu siyasi  iktidarlarını uluslararası sahada ekonomik iktidarlarla paylaşmak zorunda  kalmaktadırlar. Kısaca özetlemek gerekirse, gerek siyasal bağımsızlıktan, gerekse  ekonomik bağımsızlıktan günümüzde kesin olarak bahsetmenin imkanı kalmamıştır.  Bunun içindir ki, bu unsur da önemli olarak fonksiyonunu yitirmiştir.

Egemenlik erkinin dışa dönük yani devletler hukuku açısından  işlevini ortaya koyduğumuz zaman bunun yukarıda izah ettiğimiz gibi bağımsızlık  olduğunu kısaca ifade etmiştik. Devletler yanında devlet olarak oluşan bir  siyasal topluluğun devlet olduğunun ve bağımsız bulunduğunun ölçüsü o siyasal  topluluğun diğer devletlerce tanınmış olmasıyla ortaya konulmaktadır. Yukarıda  bağımsızlığın tarihsel süreç içerisinde ne şekilde değiştiğini ve ne hale  geldiğini kısaca açıklamıştık. Bunun gibi tanıma olayının da ne olduğunu,  devletleşme sürecinde ne fonksiyona geldiğini bundan sonraki paragrafta kısaca  açıklamak istiyorum. Zira Abhazya devletleşmiş midir veya devletleşme sürecini  tamamlayabilmekte midir? diye sorulan ve merak edilen konuların içinde tanıma  da çok önemli ve en başta olmak üzere yer almaktadır.

TANIMA: Devletler umumi hukukunda en çok tartışılan konuların  başında, Tanıma kavramı gelmektedir. Zira bu terimin ne ifade ettiği, nasıl  anlaşılması gerektiği konularında hukukçular ciddi bir şekilde anlaşmazlığa  düşmüşlerdir. Sorulan şudur? Bir devlet, yukarıda sıraladığımız tüm unsurları  taşıyarak doğmuş olsa, hatta bu unsurların tamamını da Milletlerarası Hukuka  uygun olarak elde ettiğini düşünsek, bu devletin uluslararası kişiliğinin  (süjeliğinin) oluştuğu sonucuna varabilecek miyiz? İşte burada tartışma,  Tanımanın hukuki mahiyetinin ne olduğu ve ne olması gerektiği konusunda  yoğunlaşmaktadır.

Bununla ilgili tartışmaların ayrıntısına girmek sanırım  böyle bir çalışmanın sınırlarını çok aşacaktır. Onun için ileri sürülen  görüşlerin başlıklarını kısaca vererek sonucu izah etmeye çalışacağım.

1- KLASİK ÖĞRETİ: Belli bir ülke üzerinde, siyasal bakımdan  örgütlenmiş, diğer herhangi bir devletin, bağımsız, milletlerarası hukuk  kurallarına saygı göstermeye yetenekli bir topluluğun varlığını tesbitle, bu  topluluğu milletlerarası toplum üyesi olduğunu belirten bir işlem olarak tarif  eder.

2- GERÇEKÇİ (REALİST) ÖĞRETİ İSE TANIMAYI: Bir siyasal  toplulukta milletlerarası hukukun verdiği yetkilerin varlığının ve bunların  hukuka uygunluğunun saptanmasıdır, şeklinde tarif etmiştir.

3- VİYANA EKOLÜ: TANIMAYI somut bir olayda, bir topluluğun  milletlerarası hukuk anlamında devlet olduğunu saptayan (hukuksal tanıma) ve  tanıyan devletin bu toplulukla normal siyasal ilişkiler kurmak isteğini  belirten (siyasal tanıma) bir işlemdir, diye tarif etmektedir. Bütün bu  görüşlerin sonuçlarına göre TANIMA;

1- Bir anlaşmadır. Tarafları, tanıyan devletle tanınan  devlettir.
2- Tanıma tek taraflı bir işlemdir. Bu da;

a) Kurucu bir işlemdir. Yani devletin oluşması için tanıma  kurucu bir fonksiyondur.

b) Belirtici bir işlemdir. Burada kurucu bir fonksiyonu  yoktur. Sadece tek taraflı belirleyici bir unsurdur.

c) Hukuksal tanıma ve siyasal tanımayı içeren bir işlemdir.

BU ŞEKİLLERDE TARİF EDİLEN VE AÇIKLANAN TANIMANIN BİÇİM VE  USULÜ

TANIMA:

1- Açık tanıma; Oluşan devleti bir başka devletin hukuki ve  fiili olarak açık ve seçik bir şekilde tanıdığını beyan etmesi, bununla ilgili  işlemleri yapmasıdır.

2- Zımni (gizli tanıma); Bu tarz bir tanıma da, tanıyan  devletin açıkca bir tanıma iradesini belirtmemesine karşı oluşan devlet ile  ticare, kültürel vs. gibi ilişkilere girmesi veya oluşan devletin bu tip  faaliyetlerine ses çıkartmaması şeklinde olur. Ayrıca tanımayı fiili tanıma (de facto) ve hukuki tanıma (de  jure) şeklinde de ayrıma tabii tutulmaktadır.

TANIMA BUGÜN PRATİK OLARAK NASIL ANLAŞILIYOR? İŞLEVİ NEDİR?

TANIMA hiçbir şekilde kurucu bir işle değildir, böyle bir  fonksiyonu da yoktur. Yani devlet esasında tanınmadan önce koşulları yerine  getirmişse doğmuştur ve Milletlerarası sujeliğini (hukuki kişiliğini) kazanmayı  hak etmiştir. Diğer devletler, bu devletle siyasal ilişki kurmak istiyorlarsa,  bu olguyu tanıma yolu ile gerçekleştirebilirler. TANIMANIN FONKSİYONU bu  siyasal iradenin açıklanmasıdır. Bunu diğer devletler topluca yapabilecekleri  gibi, tek tek de yapabilirler. Tanımayı engelleyen kesin olumsuz faktör, yeni  devletin, devlet olmak için gereken unsurları kuvvet kullanarak elde etmiş  olmasıdır. Zira yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Paris Akti, böyle bir  durumu kurulmuş olan  devletin tanınmamasına kesin engel olacağı  şeklinde hükme bağlamıştır.

ABHAZYA’NIN DURUMU

Yazımızın konusuna Abhazya Devlet midir veya Devletleşme  sürecinde Abhazya’nın durumu nedir? sorularını tartışmaya açarak başlamıştık.  Şimdiye kadar ele aldığımız konularda Abhazya’yı gündeme getirmeden, Devletler  Umumi Hukuku açısından ve Uluslararası belgeler bakımından bir devletin  doğuşunu, uluslararası (hukuki kişilik) sujelik konumunu kazanmasını, bunun  için gereken şartları özet halinde inceledik. Zira bunlar kısa da olsa  anlaşılmadan Abhazya’nın konumunun ve ulaştığı siyasi durumunun ne olduğunu  anlamak mümkün değildi. Yazımızın bu bölümünde yukarıda belirlenen ilkelere  göre Abhazya’nın durumunu ve konumunu kısa başlıklar halinde açıklayarak bir  sonuca varmaya çalışacağız.

A) Abhazya’nın tarihine kısa bir bakış: Zaman zaman Gürcü tarihcileri  tarafından ileri sürülen bir tez vardır. (Neyse ki bu tez son zamanlarda  tamamen terkedilmiştir). Bu teze göre, Abhazlar diye anılan halk esasen  Abhazyalı değildir. Abhazya’ya kuzeyden gelmişlerdir. Dolayısıyla Abhazya da,  Abhazlar’ın değildir. Biz, bu tezin tarihsel boyutlarını bir tarihçi gözüyle  tartışma imkanına sahip değiliz. Ancak şurası kesin bir olaydır ki, tarafsız  gözle tarih yazan, antropolojik ve arkeolojik araştırmaları yapan, dil  bilimiyle uğraşan yerli ve yabancı kişi ve kuruluşların vardığı ortak kanı,  Abhazlar’ın Abhazya diye anılan bu topraklarda otohton olarak yerleşmiş olduğu  ve yaşadığıdır. Dolayısıyla Abhazlar’ın kültürel etkinlikleri, doğa  etkinlikleri, siyasi etkinlikleri tarihsel süreç içerisinde, hep bu bölgede  oluşmuş ve gelişmiştir. Okuyucuya fikir vermesi açısından bir kaç tarihi olguyu  sıralıyarak bu konuyu geçmek istiyorum.

1- M.Ö. 7. Asır’da Güney Kafkasya’yı göstermek üzere çizilen  haritalarda bugünkü Abhazya aynen bu ismiyle yer almaktadır.

2- Abhaz halkı tarihsel süreç içerisinde bölgenin güneyinde  yerleşik olan halklarla ki bu halkların başında Kartveller (Gürcüler)  gelmektedir. Ortaklaşa siyasi yönetim biçimleri oluşturulmuş ve oluşturulan bu  siyasi birimlerle bölge halkları yönetilmiştir.

3- Özellikle M.S. 8. Asır’dan  10. Asrın ortalarına kadar tüm o bölgede  kurulmuş olan devlet yönetimlerinin başındaki yöneticiler, Abhaz Kralları  adıyla anılmıştır. Buna en çarpıcı örnek tarihte Bagrutiniler diye geçen  Bagratlar’ın tüm bölgeyi kapsamak üzere Abaza Kralı olarak anılmasıdır.

4- Yazılı ilk Türk kaynaklarından olan Dede Korkut  masallarında, Abhazya yönetimi için Kaanı Abhaz tabiri kullanılmaktadır.

5- 1400’lü yıllarda Trabzon’da kurulmuş olan Pontus  Krallığı’nın Kralı tarafından Bizans’a yazılan mektupta 30 bin kişiden oluşan  düzenli ve organizeli bir Abhaz askeri kuvvetinden ve Devletinden bahsedilerek  yardım talep edilmektedir. Bu örnekleri tarihsel olarak çoğaltmak mümkündür. Ancak  bizim konumuz tarih olmadığı için kısaca birkaç örnek vererek noktalıyoruz.

Bu genel tespitlerin yanında egemenlik kavramının ifade  ettiği anlam çerçevesinde Abhaz tarihine baktığımız zaman aşağıdaki olaylar da  çarpıcı  olarak dikkat çekmektedir.

1- Abhazlar, zaman zaman kendi başlarına, zaman zaman bölge  halklarıyla birlikte çağının devlet anlayışına uygun siyasi yönetim birimlerini  oluşturmuşlardır.

2- Bunların yanında dışarıdan gelen güçlü işgalci  devletlerin egemenliklerine de sık sık girmişlerdir. Bunlara örnek olarak;  Roma-Bizans egemenliğini, İran egemenliğini, kısa dönemlerle Selçuklu-Arap  egemenliğini ve Osmanlı egemenliğini gösterebiliriz.

3- 1802 tarihinde Gürcüler Abhazya halkından ayrı olarak  kendi iradeleriyle ve gönüllü bir şekilde Çarlık Rusyası’nın egemenliği altına  girmeyi kabul ederek Ruslar’a karışmışlardır. Bu olay, politika açısından  Kafkasya’nın Ruslar tarafından işgal edilmesine ve sonuç olarak sürgün ve  soykırımın yapılmasına neden olan ciddi ve tarihsel bir hata olarak Gürcüler’in  hesabına yazılabilir kanısındayım. Zira bu olayın sonucunda, Çarlık Devleti’nin  sınırları Güney Kafkasya’da Osmanlı sınırına dayanmış, Kuzey Kafkasya Güney’den  de kuşatılmış duruma getirilmiştir.

4- Gürcüler’in bu hareketine karşılık Abhazlar, Çarlık  İdaresi’ne girmeyi kabul etmeyerek Kuzey Kafkasya’da özgürlük mücadelesini  veren kardeş Kafkas halklarına katılmışlardır.

5- Bu anlamda bağımsızlık savaşını sürdürmüşler 1840  tarihinde Batı Kafkasya’da kurulan Kafkas Federasyonu’na seçilmiş delege  göndermek suretiyle katılmışlardır.

6- Bağımsızlık mücadelesinin Kafkasya’nın yenilmesiyle  sonuçlanması üzerine, 1864’den itibaren Abhaz halkı da önemli olarak Çarlık  İdaresi tarafından sürgüne tabii tutulmuştur. Ancak Abhazya bölgesi, hiçbir  zaman Abhazlar tarafından iradi ve isteğe bağlı olarak terkedilmemiş,  boşaltılmamış, Abhazya topraklarında kalan Abhazlar siyasi ve sosyal  mücadelelerini sürekli olarak ayakta tutmuşlardır.

7- Daha yakın zamana geldiğimiz takdirde, 11 Mayıs 1918  tarihinde kurulan Kafkas Halkları Konfederasyonu devletinin tüm oluşum  çalışmalarına Abhazya fiilen ve resmen katılmış, kendi kaderini Kuzey’deki  kardeş halklarıyla birlikte çizmeye çalışmıştır. Nitekim Abhazya’nın bu  davranışı daha sonra Menşevikler’le işbirliği yapan Gürcistan’ın Abhazya  topraklarını silah zoruyla işgal etmesine neden olmuştur.

8- Ancak tüm Kafkasya’da Bolşevikler’in zafere ulaşması ve  Menşevikler’in yenilmesi sonucunda, Abhazya Devrim Şavaşçıları bugünkü Abhazya  topraklarını tamamen Menşevik-Gürcü işbirliği işgalinden kurtarmışlardır. Buraya kadar verilen örnekler Abhazya’nın tarihsel olarak  sürekli kendi siyasal kaderine sahip çıktığını veya çıkmak istediğini açıkca  ortaya koymaktadır. Ancak bundan sonra üzerinde duracağımız konular Abhazya’nın  devletleşmesi, egemenliğini elde etmiş olması bakımından ve yakın tarihte  cereyan eden olayları içermesi nedeniyle konumuzu çok daha ciddi bir şekilde  ilgilendirmektedir.

B) Abhazya Ülkesi: Devletler hukuku açısından bir topluluğun  devlet olabilmesi için gerekli olan unsurlardan birincisi sürekli bir nüfus,  ikincisi de bu nüfusun bir ülke parçasına sahip olmasıdır. Bu paragrafta biz  Abhazya’nın teorik ve pratik olarak bu iki unsuru taşıyıp taşımadığını  irdelemek istiyoruz. Kafkasya hakkında yazılan bütün tarih ve coğrafya  kitaplarında açıkca belirtildiği üzere, bugün Abhazya Cumhuriyeti’nin kurulmuş  olduğu yer, Abhazya toprağıdır. Bu ülke parçası haritalarda her zaman Abhazya  veya buna benzer örneğin Abkaz, Abaza gibi isimlerle anılmıştır. Abhazları da  hep bu kara parçası üzerinde yaşayan halk olarak belirlemiştir. Ancak tarihe  baktığımız zaman her devlet için geçerli olan bir ilke  Abhazya’da da sözkonusu olmaktadır. O da,  modern zamanlara gelinceye kadar devletlerin sınrlarının değişmez olarak tespit  edilemediği gerçeğidir. Bu nedenle daha önceki zamanlarda Abhazya’nın bugünkü  çizilmiş olan sınırları zaman zaman değişikliğe uğramışsa, bu o toprakların  Abhazlar’a ait olmadığını hiçbir şekilde kanıtlamaz. Nitekim Abhazya’ya komşu  olan her devletin sınırları da çeşitli siyasi olaylar sonucunda sık sık  değişikliğe uğramıştır. Demek ki, bugünkü Abhazya Cumhuriyeti, ülke unsuru  açısından değerlendirildiği zaman, devletler hukukuna uygun olarak ve tarihsel  gerçeğe dayanan bir ülkeye sahiptir. Yani kısaca ülke unsuru Abhazya için  gerçekleşmiştir. Nitekim 1921’de Abhazya bağımsız bir cumhuriyet şeklinde  SSCB’ne katılmak istediğinde bugünkü ülke sınırları belirlenmiş, bu sınırlar  1924 SSCB Anayasası tarafından da kabul edilerek anayasal bir güvenceye  kavuşturulmuştur. Ayrıca Abhazya’nın o günkü statüsü ile birlikte coğrafi  sınırlarını da Gürcistan Devrim Komitesi tarafından yayınlanan bir deklerasyon  ile kabul edilmiştir. Siyasi yapısında, uygulanan baskılar sonucu değişmeler  olmuşsa da, Abhazya Cumhuriyeti’nin sınırları, 1921’den beri hem iç hukuk, hem  de uluslararası belgeler tarafından sabit olarak kabul edilmiş bir şekilde yer  almaktadır. Örneğin; bütün çizilen haritalarda Abhazya bölgesi ayrı sınırlarla  gösterildiği gibi. Öyleyse sonuç olarak ülke unsurunun Abhazya için oluştuğunu  kesin olarak ifade edebiliriz.

C) Nüfus Unsuru: Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi’nin  arşivlerinde Abhazya’nın demografik yapısıyla ilgili çok miktarda belge ve  bilgi vardır. Yerli ve yabancı bir çok araştırmacı ve kurumların verdiği  raporlar vardır. Bütün bu raporlar Abhazya’nın bugünkü Abhazya Cumhuriyeti  toprakları üzerinde, sürekli olarak bir Abhaz nüfusunun yaşadığını tesbit  etmektedir. Denilebilir ki, Abhazya nüfusu azdır ve siyasi olarak bir devletin  kurulmasına yeterli olamaz. Nitekim bu sav 1921’de Stalin tarafından da dile  getirilmiş ve Abhazlar’ın bağımsız cumhuriyet olma istekleri bu gerekçeyle  askıya alınmıştır. Nevar ki, bugün devletler umumi hukukunda devlet  oluşturabilmek için nüfus unsurunun mutlaka büyük bir çoğunluğa ulaşması şart  olarak kabul edilmemektedir. Vatandaşlık bağık ile bağlı olan milyarı aşan  nüfusa sahip devletler olduğu gibi, nüfusu 15-20 bin civarında olan devletler  de vardır. (Bununla ilgili örnekleri umumi kısımda vermiştik). Burada, önemli  olan nitelik ve nicelik bakımından devletin oluşmasına yetecek miktarda  vatandaş olan bir nüfusun sözkonusu olmasıdır.

Bugün Abhazya Cumhuriyeti’ne baktığımız zaman, fiili olarak  Abhazya’da yaşayan ve Abhazya halkını teşkil eden nüfusun, sayısal olarak  devlet kurmak için yeterli miktarda olduğu bir gerçektir.

D) Egemenlik Unsuru: Yazımızın birinci genel bölümünde  egemenliğin ne anlama geldiğini, nasıl uygulandığını mümkün olduğu kadar ifade  etmeye çalıştık. Biz bu kısımda egemenlik erkinin iç hukuk bakımından  Abhazya’da oluşup oluşmadığını, bu egemenlik hakkının elde edilişinin  uluslararası hukuk bakımından meşru sayılıp sayılmayacağını analiz ettikten  sonra, egemenliğin dışa dönük yani bağımsızlık konusunu ele alarak Abhazya’nın  tanınmasıyla ilgili görüşlerimizi ifade etmek istiyoruz.
İç hukuk bakımından egemenlik kavramı hükümet etmekle özdeş  bir kavramdır. Kısaca devlet olan bir topluluğun iç hukuk bakımından imperium  hakkına ve yetkisine sahip olma zarureti vardır. Öyleyse bu hak nedir?

Klasik zamandan beri bu hakkın tanımlaması yapılırken  devletin üç erkinin oluşması zorunluluğu dile getirilmiştir. Bu konu daha  önceleri ifade edildiği gibi;

a) Yasama erki               b) Yürütme erki               c) Yargılama erki’dir.

Devlet dediğimiz kuruluşda bu erkler bölünmez bir biçimde ve  yüksek derecede mevcut olmalıdır. Ayrıca bu erklerin uygulanmasında devletin  yaptırım gücünü kullanabilmesi için ordu ve polise ihtiyaçı vardır. Ülke toprak  parçasında gerek bu erkler gerekse yaptırımı sağlayan ordu ve polis tekel  olarak devlete aittir. Başka sivil kuruluşlarda bu olmaz. Ancak yukarıda da  ifade ettiğimiz gibi bugün hiçbir devlet için bu erklerin tam olarak kullanılması  sözkonusu değildir. Devletlerüstü kuruluşların (BM Teşkilatı, AGİT, Avrupa  İnsan Hakları Komisyonu vs.) ortaya koymuş olduğu normlar devletlerin  bağımsızlığını ve egemenlik haklarını birçok noktada kısıtlamakta hatta ortadan  kaldırmaktadır. Bu konuya yukarıda da değinmiştik.
Bu açıdan baktığımız zaman Abhazya Cumhuriyeti’ndeki durum  nedir?

a) Abhazya kendi anayasasını yaparak yasal bir şekilde  yürürlüğe koymuştur.

b) Bu anayasa gereğince yasama görevini yapacak olan  parlamentoyu oluşturmuş ve parlamento oluşumunu da demokratik bir şekilde,  ülkede yaşayan bütün insanların katılımıyla seçimle oluşturmuştur.

c) Yasama meclisince yapılan kanunları uygulamak üzere  yürütme organını oluşturmuştur. Bugün Abhazya’da kanun hakimiyetinde çalışan  bir bakanlar kurulu, başbakan ve bir cumhurbaşkanı vardır.

d) Keza Abhazya içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik  zorluklara rağmen yargılama erkini süratli bir şekilde oluşturmaya ve  tamamlamaya çalışmaktadır.

e) Abhazya Cumhuriyeti’nde iç güvenliği ve dış güvenliği  korumak üzere kurulan ve sadece Abhazya Cumhuriyeti’ne bağlı bir polis  teşkilatı ve ordu kurulmuştur.

f) Ayrıca Abhazya Cumhuriyeti uluslararası hukukun ve  uluslararası kuruluşların kendisine yüklemiş olduğu görevleri yerine getirmeyi,  ülkesinde insan haklarına uymayı ve devletini uluslararası hukuk normlarına  uygun bir iç hukuk düzeniyle yönetmekte ve yöneteceğini de taahhüt etmektedir.  Ancak, akdir edileceği üzere Abhazya’nın bugün çok ciddi  siyasi ve ekonomik sorunları mevcuttur. Bu nedenle bu erklerin işleyişinde  aksaklıklar gözükebilir. Ancak bu aksaklıklar hiçbir  zaman devletin oluşması için engel teşkil  edemez, uluslararası hukuk bakımından da bir engel olarak nitelendirilemez.

E) Egemenliğin Kazanılması: Birinci kısımda ifade ettiğimiz  gibi, devletler hukuku ilkelerine göre kazanılmamış olan bir egemenlik,  uluslararası sujeliğe engel bir durum teşkil etmektedir. Yani meşru olmayan ve  meşru yoldan kazanılmayan bir egemenliğe dayanarak devlet kurulamaz. Bu şekilde  kurulmuş olan bir devlet de hiçbir şekilde diğer devletler tarafından  tanınamaz. Bu gerçekten hareket edildiği zaman, Abhazya’nın bugünkü siyasi  konumunun tarafsız ve ayrıntılı bir şekilde ortaya konulması gerektiğine  inanıyorum.

Öncelikle Abhazya neye dayanarak egemenliğini ilan etmiştir?  Abhazya’nın egemenlik ilanına dayanak olacak iç hukuk ve uluslararası hukuk  bakımından ne gibi kanıtlar vardır?

a) Abhazya egemenliğinin kaynağını  araştırırken herşeyden önce yukarıda  verdiğimiz tarihi bilgilerin yanında iç hukuk bakımından Abhazya’nın  irdelenmesi gerekir. Evvela 1921 Gürcü Anayasası’nda Abhazya ile ilgili  herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Acaba neden? Bunun 2 nedeni vardır.

1- Gürcü yönetimi Menşevikler’le birleşerek daha önce  Abhazya topraklarını askeri olarak işgal etmiş, Bolşevik-Abhazya devrimcilerinin  birlikte verdiği mücadele sonucunda bugünkü Abhazya sınırları tamamen  Gürcüler’den geri alınmıştır. Özetle bugünkü sınır o dönemde fiilen  çizilmiştir.

2- Bu fiili durum karşısında Gürcistan SSCB’ne kurucu  cumhuriyet niteliği ile katılırken Abhazya’yı gerek insan unsuru ve gerekse  ülke olarak kendi bünyesi içerisinde saymamıştır. Bu nedenle de tamamen  dışarıda bırakmıştır.

Bu olay üzerine 04.03.1921 tarihinde Abhazya Devrim Konseyi  (REVKOM) kurulmuş, 28.03.1921 tarihinde Bolşevik Partisi Merkez Komitesi  Kafkasya Temsilcileri Konferansında kabul edilen bir karar ile Abhazya bağımsız  bir cumhuriyet olduğunu ilan etmiştir. Abhazya’nın ilan etmiş olduğu egemenliği ve cumhuriyet  statüsünü Gürcistan Devrim Komite Konseyi (REVKOM) tarafından kamuoyuna açıklanan  bir bildiriyle kabul edilmiştir. Bu şu anlama gelmekteydi. Abhazya’nın yasal  sınırları, cumhuriyet statüsü ve egemenliği Gürcistan Devleti tarafından kabul  ediliyordu. Nevar ki, Stalin’in bir yönüyle Gürcü olması ve tamamen  Gürcistan’ın çıkarlarını kollar bir politika izlemesi, o sırada da Lenin’in  ciddi boyutta rahatsız bulunması nedeniyle Abhazya’nın cumhuriyet statüsü SSCB  karar organları tarafından askıya alınmış ve takdik edilmemiştir. Red de  edilmeyen bu durum devam ederken Stalin ve yandaşlarının ısrarlı baskıları  sonucunda 1921’de Abhazya ile Gürcistan arasında özel bir anlaşma imzalanarak  birlikte özel federasyon oluşturmak suretiyle federal devleti oluşturdular. Bu  birlik anlaşmasına göre Abhazya dışişlerinin yönetimini, sınırlarının korunmasını  ve gümrük işlerini federal üst devlete yani bir anlamda Gürcistan’a bırakmayı  kabul ederken, bunun dışındaki tüm yasama ve yürütme erklerini kendisinde  toplamış, Abhazya’nın hukuksal statüsü de Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti  şeklinde tanımlanmıştır. Bu dönemde, Abhazya ile Gürcistan, aralarında imzalamış  oldukları birlik anlaşması çerçevesinde Transkafkasya Birliği’ne  katılmışlardır. Bütün bu oluşumlarda Abhazya, sınırları belli bir cumhuriyet  statüsüne kavuşturulmuş olması keyfiyetini kabullenememiş, tamamen bağımsız bir  cumhuriyet olduğunu dile getirmiş ve bu amaçla da siyasi mücadeleye devam  etmiştir.

Daha sonra 1924 yılında yapılan Sovyet Anayasası’nda bugünkü  Abhazya, sınırları ve toprağı belli olarak otonom bir cumhuriyet olarak kabul  edilmiştir. Bununla yetinmeyen Abhazya Cumhuriyeti yöneticileri 1924 yılında  kendi milli marşlarını ve bayraklarını kabul etmişler, 1925 tarihinde de kendi  anayasalarını yapmışlardır. Bu anayasa iç hukuk kuralları bakımından  Abhazya’nın kendi egemenlik hakkını nasıl kullanacağını ayrıntılı olarak  belirlemiştir. Gerek Gürcistan yönetimi, gerekse SSCB yönetimi Abhaz  anayasasını kabul ettiklerini açıkca belirtmemelerine karşılık, Abhazya  Cumhuriyeti’nin anayasal uygulamalarına da ses çıkartmamışlardır. O kadar ki, 1927  yılında bu anayasada yapılan iyileştirmeye yönelik ilavelere de itiraz  etmemişlerdir. Anayasaya konulan ek maddelerde Abhazya Cumhuriyeti’nin  Gürcistan ile federal bir devlet olduğu keyfiyeti de dile getirilmiştir. (Daha  önce kaleme aldığım bir yazıda bu konuyu Gürcistan anayasası şeklinde tercüme  hatası olarak belirttik. Oysa ki değişklik Abhaz anayasasında olmuştur). Yukarıdan beri açıklamaya çalıştığımız fiili ve hukuki  durumlardan çıkan sonucu şöyle özetleyebiliriz. Abhazya sınırları belli, statüsü belli, kendi organları olan  bir cumhuriyet niteliğini almıştır. O halde 1990’larda Abhazya’nın kendi  egemenliğini ilan etmesinin iç hukuk bakımından sağlam yasal dayanakları  söz konusudur. 1931 tarihinden itibaren Abhazya’nın kendi iradesi dışında, Stalin  ve Beria ikilisinin uyguladığı korkunç ırkçı baskıların sonucunda Gürcistan’a  bağlı bir otonomi haline getirilmiş olması yukarıda açıkladığımız durumları  hiçbir şekilde ortadan kaldıramaz. Çünkü burada cumhuriyete rağmen dışardan  zorla enjekte edilen bir statü söz konusudur.

Bütün bunların yanında Sovyet Anayasası’nda ve Sovyet Devlet  Doktirininde ulusların kendi kaderlerini kendileri tarafından serbestçe tayin  edilme hakkına sahip oldukları kabul edilmiştir.

b) Uluslararası hukuk açısından: Hangi açıdan değerlendirirsek  değerlendirelim karşımızda hukuki anlamda bir Abhazya Cumhuriyeti’nin var  olduğu kesindir. Zira gerek Sovyetler Birliği ve gerekse Gürcistan anayasaları  ve Abhazya’nın kendi iç hukuk düzenlemesi olan anayasası gereğince Abhazya  Cumhuriyeti’nin hukuksal varlığı, bağımsızlığı ve statüsü ülke sınırlarıyla  birlikte belirlenmiş olduğu kesinlik kazanmaktadır. Ayrıca daha sonraları  oluşturulmuş olan Milletler Cemiyeti ve onun yerine alan BM statülerinde,  ayrıca bu şartlara bağlı olarak devletler tarafından kabul edilmiş olan çeşitli  tarihlerdeki protokollara göre ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakları  mevcuttur ve buna saygı duyulur. Bunun bir tek istisnası vardır. Yukarlarda da  ifade ettiğimiz gibi 1933 Paris Akti’ne göre kuvvete başvurulmak suretiyle ve  başka devletin egemenlik hakkı zorla ortadan kaldırılarak elde edilen egemenlik  erki ve bağımsızlığı kabul edilemez kuralıdır.

Sovyetler Birliği’nin dağılması ile ilk defa bağımsızlığını  elde eden cumhuriyet Gürcistan olmuştur. Ancak Gürcistan 1921 Anayasası’na  kadar olan tüm yasal düzenlemeleri yok sayarak fiili ve hukuki gerçeklere  gözyummak suretiyle üniter bir devlet olduğunu ilan etmiş, Eduard  Şevardnadze’nin kişiliği sayesinde sanırım bu keyfiyeti de AGİT ülkelerine  kabul ettirmiştir. Oysa ki burada önemli olan bir hukuki hata vardır.  Abhazya’nın 1921 Gürcü Anayasası’na göre Gürcistan ile hukuksal bağlantıları  yoktu. Bunun yanında yukarıda ifade ettiğimiz gibi bu cumhuriyetin egemenlik  hakları hukuki koruma altına alınıyor ve Abhazya’nın cumhuriyet olma statüsü  Gürcistan tarafından tanınıyordu. Bunun sonucu şuydu. Bu hukuki ve fiili durum  acısından ve devletler hukuku kritallerine göre Gürcistan Basit bir devlet yani  Üniter bir devlet değildi.  Nevar ki,  AGİT’e üye devletler bu gerçeğin  araştırılmasına  gerek duymadılar. Nitekim Gürcistan Devleti üyelik için daha önce BM’e  başvurunca, BM’i Gürcistan’ın Güney Osetya yönetimini zor kullanarak ortadan  kaldırmak istediği ve katliam yaptığı gerekçesiyle bu talebini geri çevirmiş  hatta Gürcistan’ı bu konuda yazılı olarak uyarmıştı. Fakat Gürcistan ne  pahasına olursa olsun Güney Osetya ve Abhazya’yı yok sayan bir devletleşme  fikrine sahip olduğu için bu iki cumhuriyetin yasal haklarını görüşüp bir  neticeye bağlamayı kabul etmemiş ve yapılan talepleri kesinlikle redetmiştir.  Bunun üzerine Abhazya da yukarıdan beri saydığımız yasal gerekçelere dayanarak  kendi egemenliğini ilan etmiştir.

Abhazya’nın egemenliğini ilan etmesi üzerine, Abhazya  yönetimi Gürcistan tarafına yazılı olarak ilettiği teklifinde, Abhazya’nın  yasal ve anayasal statüsünün görüşülmesini Gürcistan yönetimine bildirdiği  açıkca belgelerden anlaşılmaktadır.  Yani  Abhazya kendi anayasal statüsünü, kendi cumhuriyet statüsünü gerek iç hukuk  gerekse devletler hukuku açısından tanımak suretiyle belirli bir devlet yapısı  üzerinde anlaşma yapmak üzere ve iki tarafın statülerini belirlemek üzere  Gürcistan’a çağrıda bulunmuştur. Fakat Gürcistan yönetimi ve özellikle  Gürcistan Cumhurbaşkanı’nın bu teklife karşı verdiği cevap Abhazya’yı askeri  olarak işgal etmek olmuştur.

Bu işgal askeri amaçlı olup, işgalin hedefi Abhazya halkını  ve Abhazya olarak nitelendirilen sınırları belli Abhazya ülkesini ortadan  kaldırmak olmuştur. Nitekim işgal döneminde gerek sivil, gerek askeri Gürcü  yöneticileri tarafından yapılan açıklamalarda bu hedefler açıkca yazılı ve  sözlü olarak açıklanmıştır.
Bu işgal hadisesi karşısında Abhazya halkı tarihsel olarak  sahip olduğu, hukuksal olarak egemen bulunduğu sınırları belli olan ülkesini,  bu ülkenin üzerinde yaşamakta olan insanların yaşam haklarını, namuslarını,  özgürlüklerini, kültürel varlıklarını korumak amacıyla işgal kuvvetlerine karşı  direnme kararı alarak karşı koymuştur. İşte bugün fiilen ve hukuken var olan  Abhazya Cumhuriyeti’nin egemenliğini elde ediş tarzı bu olayların sonucu ve  belirttiğimiz şekilde olmuştur.

Açıkça görüleceği üzere Abhazya Cumhuriyeti egemenlik  hakkını hiçbir devlete ve halka karşı kuvvet kullanmadan, hiçbir devletler  hukuku kuralını çiğnemeden, BM’i ve diğer anlaşmalarda öngörülen normlara  aykırı davranmadan tamamen meşru bir şekilde ve meşru müdafanın sonucunda  tarihsel statüsünün ve uluslararası hukuk normlarının verdiği haklara dayanarak  elde etmiştir.

Bu nedenle sonuç olarak diyoruz ki, bugün Abhazya  Cumhuriyeti eğemenlik hakkını yasal olarak elde etmiş, bu hakkın iç hukuka  yönelik olarak hükümet etme unsurunu da yine yasal kurallara uygun olarak  gerçekleştirmiştir. Kısaca Abhazya Cumhuriyeti bize göre devlet olma sürecini  bir anlamda tamamlamıştır.

Tanınmamış olması durumuna gelince: Tanıma olayının kurucu  bir mahiyet taşımadığını, bir devletin kurulup kurulmadığı hususunu tanımayla  belirlenemeyeceğini, tanınmamış olsa bile o devletin devletler hukuku açısından  devlet sayılacağını yukarıda ifade etmiştik. Abhazya Cumhuriyeti yukarıda  açıkladığımız gibi, daha önce var olan tarihsel statüsünü geliştirerek ve bir  anlamda iç hukuk sistemine göre devletler hukuku normlarına uygun olarak kendi  cumhuriyetini ve devletini kurarak 5 yılı aşkın bir zamandır fiilen ve hukuken  bağımsız olarak yaşamaktadır.

Hiyerarşik olarak herhangi bir üst iradeden yani devletten  ve yönetimden hiçbir şekilde yetki almamakta, yetkiyi tamamen kendi halkından  almaktadır. Bu anlamda Abhazya Cumhuriyeti kesin olarak fiilen kuruluşunu  tamamlamış olarak vardır. Kaldı ki, birçok konularda Abhazya diğer devletler  tarafından suje olarak ve uluslararası hukuki kişiliğe sahip olarak kabul  edilmektedir. Bu durumda Abhazya’nın hukuki ve siyasi anlamda açık olarak  tanınmamış olması Abhazya’nın devlet olma durumuna hiçbir şekilde engel teşkil  etmez. Özellikle Abhazya’nın ve Gürcistan’ın içinde bulunduğu coğrafi  koşulların, uluslararası ekonomik çıkarların kesişme durumları göz önüne  alındığı zaman Abhazya Cumhuriyeti’nin resmen tanınması kanımızca daha uzun  zaman alacaktır.

Bu süreç içerisinde Abhazya Cumhuriyeti’nin ve Abhazya  halkının katlanmak zorunda kalacağı çok sıkıntılı ve zor olayların meydana  gelmesi de büyük ihtimalle sözkonusu olacaktır. Nitekim yıllardan beri tamamen  haksız olarak konulmuş olmasına rağmen bir türlü kaldırılmayan ambargo ve daha  birçok olaylar bunun örnekleridir.

Devlet kurabilmenin ve devletleşmenin zorlukları ve fakat  siyasi ve kültürel sonuçları iyi algılandığı zaman Abhazya halkının ve  cumhuriyetinin oluşacak zor olaylara karşı direnebileceklerine yürekten inanıyorum.

Konuyu bitirmeden önce birinci kısımda açıkladığım bir  konuya tekrar değinmek istiyorum. Herhangi bir egemen devletin iç hukuk  bakımından egemenliği kullanmasında hiyerarşik bir şekilde iktidarı paylaşsa  veya hiyerarşik düzen olmadan paralel olarak egemenlik erkini kullanmış olsa  dahi, o devletin üniter devlet olarak sayılmasına devletler hukuku açısından  imkan yoktur. Bu şekildeki bir devlet federasyon veya konfederasyon şeklinde  veya başka bir biçimde örgütlenmiş olan birleşik bir devlet şeklidir. Gürcistan  yöneticilerinin ve özellikle Türkiye Cumhuriyeti’mizin bu konuyu özenle  düşünmeleri gerektiğine yürekten inanıyorum. Zira bu açıklığa kavuştuğu zaman,  Türkiye ile Abhazya Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler verimli bir şekilde  gelişebileceği gibi, Gürcistan yönetimi de barışa daha çabuk ulaşabilecek  adımları atabilme imkanını elde edecektir. Bu inançla, bu konuda bir çağrı  yaparak, Abhazya’nın kimliğinin ve statüsünün, sırf diplomasi ve uluslararası  hukukta siyasal tanıma diye nitelendirilen ve sadece iki tarafı ilgilendiren,  belirleyici nitelik taşıyan tanıma keyfiyeti yanlış yorumlanarak Abhazya’nın  daha fazla mağdur edilmesine imkan verilmesin.

Bize göre herşeye rağmen, Abhazya Cumhuriyeti devletleşme  sürecinde geriye dönülmeyecek kadar ciddi ve önemli büyük bir mesafe almış, 30  Eylül askeri zaferinden sonra gelen sürecte oluşturulmuş olduğu kurumlarıyla  Abhazya Cumhuriyeti eksiksiz bir devlet olarak hukuk dünyasına doğmuştur.

Av. Rahmi TUNA

Bu yazı hazırlanırken aşağıdaki kaynaklardan yararlanılmıştır.

1- İslam Ansiklopedisi. Abhazya maddesi.
2- Ana Biritanica. Devlet maddesi.
3- Devletler Umumi Hukuku. Dr. Edip F. Çelik.
4- Devletler Umumi Hukuku. Dr. Yılmaz Altuğ.
5- Devletler Umumi Hukuku. Dr. Sevim Toluner.
6- Devlet ve Demokrasi. Server Tanilli.
7- Devlet Nedir? Dr. Ali Fuat Başgil.
8- Milletlerarası Hukuk. Temel Belgeler. Dr. Aslan Gündüz.
9- Devlet ve Hukuk Felsefesi. Dr. Niyati Öktem.
10- Siyasal Düşünceler ve Yönetimler. Ayferi Göze.
11- Uluslararası İlişkiler Tarihi. Diplomasi Tarihi. 1-2  Cilt, SSCB Bilimler Akademisi üyelerince hazırlanmıştır.
12- Lıhnı Bildirisi.
13- Kıpçaklar. Dr. M.Fahrettin Kırzıoğlu.
14- Türkiye’nin SSiyasal Anlaşmaları. Cilt 1-2. İsmail  Soysal.
15- SSCB Anayasası.
16- 1925  Abhaz Anayasası.

(Источник: http://abhazfederasyonu.org/.)



Некоммерческое распространение материалов приветствуется;
при перепечатке и цитировании текстов
указывайте, пожалуйста, источник:
Абхазская интернет-библиотека, с гиперссылкой.

© Дизайн и оформление сайта – Алексей&Галина (Apsnyteka)

Яндекс.Метрика